“Geçmişten günümüze değerlerimiz konuşuyor” Mümin Özkasap “En büyük aşkım futbol”

Milliyet Ege Spor Servisi, yine bambaşka bir yayın formatı ile sizlerle. Türk futbolunun ve İzmir futbolunun iz bırakan isimlerini, Milliyet Ege Spor Müdür Mehmet Demirtaş ve yazar Fatih Tanfer, sizlerle buluşturuyor.

* O, Manisaspor’un yaşayan efsanesi.

* 1963 yılında Altınordu’ya transfer oldu.

* Muhteşem kurtarışlarla “Kedi Mümin” lakabını aldı

* 1961 yılında başladı onun kalecilik sevdası. Ömrünü en sevdiği işe adayan eldiven, Mümin Özkasap…

* O, Eskişehir sokaklarında el ve ayak izlerinin heykeli yapılacak kadar efsane olmuş, kalesine duvar örmüş ve kulüpleri peşine takmış bir isim

Milliyet Ege Spor Müdürümüz Mehmet Demirtaş ve usta kalemimiz Fatih Tanfer, tarihin tozlu sayfalarını sizler için karıştırmaya devam ediyor. Türk futboluna hizmet etmiş, İzmir sporuna adını altın harflerle yazdırmış isimlerin hikayelerini, “Geçmişten Günümüze Değerlerimiz Konuşuyor” köşesi ile siz sporseverlere sunuyor. Aktif spor yaşantısına Manisa’da başlayan ve daha sonra Altınordu ile Eskişehirspor’da forma giyen eski Milli Kaleci Mümin Özkasap, özel yaşamını, daha önce dile getirmediği anılarını sizler için anlatıyor.

* Bize kendinizden bahseder misiniz?

1944 yılında Manisa’da doğdum. Futbola 1961 senesinde, o günkü adıyla Manisa amatör küme takımlarından Sakaryaspor’da başladım. 1963 senesinde Genç Milli oldum ve aynı yıl İzmir’in köklü kulüplerinden Altınordu’ya transfer oldum. 1968 senesine kadar Altınordu’da oynadım. Daha sonra Eskişehirspor’a transfer oldum. Eskişehirspor’un en parlak olduğu yıllarda Anadolu fırtınası olarak anılan efsane takımın kalesini korudum. Bu dönemde, üç defa lig ikinciliği, bir Türkiye Kupası, bir Başbakanlık Kupası ve bir de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazanma başarısını elde ettik. Daha sonra, 1973 senesinde, memleketim Manisa’ya dönerek Manisaspor’da 5 yıl oyuncu olarak hizmet verdim. Aktif sporculuk dönemimde, 21 kez Milli Takımlar formasını giydim. 1977-1978 sezonunda, o zamanki teknik direktörümüz görevi bırakınca takıma ligi ben tamamlattım. Böyle bir zaruretten ötürü antrenörlük hayatına ilk adımı atmış oldum. O dönemde açılan antrenörlük kurslarına katılarak teknik direktörlük diplomasını aldım. Turgutlu Tukaş, Akhisarspor, Salihli Sanayispor ve Manisaspor’da uzun yıllar teknik direktörlük yaptım. Bunun yanında, 1980’li yıllardan 2000’li yılların başına kadar Milliyet Gazetesi’nde spor köşe yazarlığı ve Manisa yerel televizyonunda spor programı yaptım.

* Kalecilikte unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

1963 senesinde, çok genç yaşta, Altınordu’ya transfer oldum. Transferimin ilk günlerinde, Altınordu’nun sembol ismi, o zamanki takım menajeri Sait Altınordu beni yanına çağırdı ve “Yarın ki Galatasaray maçında sen kalede olacaksın,” dedi. Şaşırmıştım; bir sağıma baktım, bir soluma baktım. Odada yalnız ikimiz vardık. 19 yaşında, kulübe ayağını yeni basmış bir oyuncu olarak Galatasaray’a karşı ilk 11’de olmayı beklemiyordum. Sait Baba, şaşırdığımı anlamış, “Haydi Arnavut, hazırlan” dedi. Odadan çıktığımda, heyecanımı gören büyüklerim “Ne oldu?” dediler. Benim de cevabım, “Galatasaray maçında, kalede ben varım” oldu. Sağ olsunlar, moral verdiler. Maç günü geldi çattı. Alsancak Stadı’nda tüneldeyiz. Yanımızda Galatasaray takımı var. Galatasaraylı Kadri, Turgay ve Metin Oktay’la yan yanayız. Galatasaraylı Kadri Ağabey, kaleci Turgay’a dönerek “Kaptan, kaleciye bak, bu daha çocuk” dedi. Turgay Ağabey de Kadri’ye dönerek, “Rahat bırak çocuğu” dedi. Sonra da bana dönerek, “Sen ona bakma” diye moral verdi. Çok heyecanlıydım. İlk 35 dakika, kalemde 3 gol gördüm. İkinci yarı toparlandım. Heyecanımı yendim. Maç 3-0 bitti. Maçtan sonra ağlıyordum. Kendi kendime, “Bu iş olmayacak galiba” diye söyleniyordum. Benim bu halimi gören Metin Oktay, yanıma geldi ve “Bunları yaşayacaksın, sakın üzülme. Daha gençsin. Bir gün gelecek, bütün Türkiye seni konuşacak” dedi. Bu, benim için büyük moral olmuştu. Bu unutulmaz anı, aynı zamanda benim Türk futboluna profesyonel anlamda ilk adım atışım oldu.

* Sizin döneminizdeki kalecilerle bu dönemdekileri kıyasladığınızda ne söyleyebilirsiniz?

Bizim oynadığımız dönemde kalecilik fiziken daha zordu. Sahaların toprak olması bizi zorluyordu. Bugünkü gibi kalecilere özel, kaleci antrenörleri yoktu. Öte yandan, bizim dönemimizdeki kaleciler, bugünkü imkanlara sahip olsalardı, şu anki kalecilerden daha önde olurlardı. Bugünkü kalecilerin en büyük şansı, Milli Takım’ın başında, geçmişin en önemli kalecilerinden biri olan Şenol Güneş’in olmasıdır.

* Yeni nesile önerileriniz var mı?

Bir keresinde bana, dünyanın en büyük kalecisi Lev Yaşin, “Kaleciliğin zirvesi, 28 yaştır” demişti. Ama günümüzde, çok genç yaştan itibaren, kalecilerin bilinçli bir şekilde yetiştirilmeleri ve göreve hazır hale gelme şansları var. Kaleciler, fiziksel ve zihinsel olarak hep zinde olmalılar, morallerini yüksek tutmalılar ve takımın en önemli mevkisinde olduklarını unutmamalılar. Kalecilerin bugün özel bir şansları daha var. Takımlar, kalecileri için özel kaleci antrenörü tahsis ediyorlar. Genç kaleciler, bu hocalardan en üst düzeyde faydalanmayı ve kendilerini geliştirmeyi hedeflemeliler. Kalecilikte, rahat olmak ve kuvvetli önsezilere sahip olmak önemlidir. Bizim zamanımızda, topa en iyi vuran kalecilerdi.
Ben, kalecilik dönemimde, kimseye aut attırmadım, hep kendim kullandım.

* Türk futbolunun bugünkü durumunu değerlendirir misiniz?

Günümüzde, Türk futbolu, gerek üst düzeyde, gerekse altyapıda önemli hamleler yaptı. Şenol Güneş ve ekibi, Milli Takım’da iyi bir hava yakaladı. Bugün Milli Takımımızda ileriye dönük genç oyuncularımız var. Bunun yanında, Avrupa liglerinde de oynayan genç oyuncularımız var. Altyapımız oldukça güçleniyor. Bu da geleceğe yönelik umut veriyor.

‘Kedi Mümin’in hikâyesi

Lakabım “Kedi”ydi. Kale alanında yerden yükselerek çevik bir şekilde gelen topları karşılardım. Bana bu lakabı, başta rahmetli Sarı Yaşar ve Sandviç Hasan olmak üzere Altınordu taraftarı verdi.

“Gördüğüm en iyi kaleci
Ali Artuner’di”

Benim izlediğim en iyi kaleci Ali Artuner’dir. Fuar Şehirleri Kupası’nda çeyrek final maçı. 1969-1970 sezonu. Alsancak Stad’ında oynanacak karşılaşmada rakip Roma. Maç 0-0 bitti ve Göztepe yarı finale yükseldi. Maçtan sonra Ali ile birlikte stadyumdan çıktık otele geldik. Yanımıza Roma’nın dünyaca ünlü hocası Helenio Herrera geldi. Ali Artuner’e açık bir çek ve gidiş tarihinin ucu açık İstanbul-Roma gidiş bileti verdi. Helenio Herrer’a daha sonra İtalya’da yaptığı açıklamada Ali’ye ‘Sihirli Kedi’ lakabı takmıştı ve ‘Sihirli Kedi’yi geçemedik demişti. Onun üstüne ben bir başka kaleci izlemedim.

“Sait Altınordu benim için Manisa’ya geldi”

Türkiye-İsrail maçında forma giydim. Genç milli takım kampından döndükten sonra Sait Altınordu ile görüştüm. Oturduk masaya bana bir laf söyledi. ‘Biz niye geldik buraya biliyor musun? Ben kolay kolay bir oyuncunun ayağına gitmem. Ne demek istediğimi anlamışındır herhalde. Biz seni almaya geldik. Benimle pazarlık yapılmaz’ dedi. Ben de “Tamam Sait Baba” dedim. 1963 yılında para konuşmadan 18 yaşında Altınordu kulübüne transfer oldum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Haberler

Başa dön tuşu